Osmanlı İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Düşüşü

İçindekiler (13)

Osmanlı İmparatorluğu tarihi, 13. yüzyılın sonunda Batı Anadolu'da mütevazı bir uç beyliği olarak filizlenen ve altı asır boyunca üç kıtaya yayılarak dünya siyasetinin merkezinde yer alan bir cihan devletinin yükseliş, olgunluk ve çöküş serüvenidir. Farklı dinleri, dilleri, ırkları ve coğrafyaları tek bir adalet çatısı altında birleştiren bu imparatorluk; uyguladığı iskân ve istimalet (hoşgörü) politikaları, teşkilatçı idari yapısı ve güçlü ordusuyla tarihin en uzun ömürlü hanedanlıklarından birini inşa etmiştir. Eğer beylikten imparatorluğa uzanan görkemli fetihleri, devleti zirveye taşıyan kurumsal mekanizmaları ve nihayetinde 20. yüzyılın başında yaşanan çözülmenin iç ve dış dinamiklerini kavramak istiyorsanız, Osmanlı tarihinin bu çok katmanlı dönüşüm basamaklarını adım adım keşfedebilirsiniz.

Osmanlı Devleti Nasıl Kuruldu ve Beylikten Devlete Nasıl Geçti?

Osmanlı Devleti, 1299 yılında (tarihçi Halil İnalcık'ın tespitine göre 1302 Koyunhisar/Bapheus Zaferi ile) Oğuzların Kayı boyuna mensup Osman Bey liderliğinde Söğüt ve Domaniç merkezli olarak Bizans sınırında kurulan bağımsız bir beyliktir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1243 Kösedağ Savaşı'nın ardından Moğol (İlhanlı) tahakkümüne girmesi ve Anadolu'da otoritenin parçalanması, uç bölgelerde bağımsız beyliklerin doğmasına zemin hazırlamıştır. Osman Gazi, diğer Anadolu Türk beylikleriyle kardeş kavgasına girmek yerine, hedef olarak siyasal ve askeri açıdan çökmekte olan Bizans İmparatorluğu'nu seçerek gaza ve cihat ideolojisini benimsemiş; bu sayede tüm İslam coğrafyasından gelen dervişlerin, alplerin ve gazilerin desteğini arkasına almıştır.

Osman Gazi'nin Kulacahisar, İnegöl, Bilecik ve Yenişehir kalelerini art arda fethetmesi, beyliği stratejik bir avantaja ulaştırmıştır. Bilecik'in fethiyle zengin demir madenleri ele geçirilmiş ve beyliğin askeri teçhizat kapasitesi katbekat artmıştır. Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenen Osman Bey, dönemin en güçlü dini ve iktisadi sivil toplum örgütü sayılan Ahilik teşkilatının manevi ve lojistik gücünü de arkasına alarak devletin kurumsal omurgasını sağlam bir temele oturtmuştur.

Devletleşme süreci, Osman Gazi'nin oğlu Orhan Gazi döneminde kurumsal ve askeri kurallarla tamamlanmıştır. 1326 yılında Bursa'nın fethiyle şehir başkent yapılmış, 1331'de İznik ve 1337'de İzmit alınarak Kocaeli Yarımadası tamamen kontrol altına alınmıştır. Karesioğulları Beyliği'nin 1345 yılında savaşsız ilhak edilmesi, Osmanlı'ya ilk donanma gücünü ve Hacı İlbey, Evrenos Bey gibi tecrübeli komutanları kazandırmıştır. Bu deniz gücü sayesinde 1353 yılında Çimpe Kalesi üs olarak alınmış ve Osmanlı ordusu Rumeli topraklarına ilk adımını atarak beylikten devlete geçişin sınırlarını Avrupa kıtasına taşımıştır.

Osmanlı'nın Cihan Devletine Dönüşümü ve Fetih Siyaseti: İstimalet ve İskân

Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'da ve Asya'da kalıcı bir cihan devletine dönüşmesi, fethettiği topraklarda uyguladığı "istimalet" (adil muamele ve vicdan hoşgörüsü) ile Anadolu'daki göçebe Türkmenleri yeni fethedilen Rumeli şehirlerine yerleştiren "iskân" siyasetinin sistemli başarısına dayanır. I. Murad döneminde 1361'de Edirne fethedilmiş, Sırpsındığı (1364) ve I. Kosova (1389) meydan savaşlarıyla Balkan aristokrasisi saf dışı bırakılmıştır. Osmanlı, fethettiği Hristiyan halkın dinine, kilisesine, diline ve mülkiyetine dokunmamış; feodal derebeylerin ağır angaryalarını kaldırarak köylüyü doğrudan devletin himayesine almıştır. Bu adil vergi ve can güvenliği düzeni, yerel halkın fatihlere direnmesini engelleyerek fütûhatı kalıcı kılmıştır.

II. Mehmed'in 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul'u fethetmesi, Osmanlı'yı bölgesel bir krallıktan evrensel bir imparatorluğa yükselten en büyük askeri ve jeopolitik devrimdir. Bin yılı aşkın ömre sahip Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun tarihe karışması, ticaret yollarının denetimini Türklerin eline vermiş ve Orta Çağ'ı kapatıp Yeni Çağ'ı başlatmıştır. Fatih Sultan Mehmed, çıkardığı Kanunnâme-i Âl-i Osman ile devlet teşkilatını, protokol kurallarını ve kardeş katli yasasını kanunlaştırarak merkeziyetçi mutlak imparatorluk modelini kurmuştur.

Doğu ve güney sınırlarının tahkimi ise I. Selim (Yavuz) döneminde sekiz yıla sığdırılan mucizevi seferlerle gerçekleşmiştir. 1514 Çaldıran Zaferi ile Safevi tehdidi bertaraf edilmiş, 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye savaşlarıyla Memlük Devleti yıkılarak Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz toprakları Osmanlı mülküne katılmıştır. Bu fetihlerle birlikte İslam dünyasının dini liderliği anlamına gelen Hilafet Osmanlı hanedanına geçmiş, Kutsal Emanetler İstanbul'a taşınmış ve Doğu Akdeniz bir Osmanlı gölü hâline gelmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman (I. Süleyman) dönemi ise imparatorluğun askeri, iktisadi ve hukuki zirvesini temsil eder. 1526 Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar Krallığı iki saatte çökertilmiş, Belgrad ve Rodos fethedilmiş, 1538 Preveze Deniz Zaferi ile Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki donanma Akdeniz'in tartışmasız hâkimi olmuştur. Viyana önlerine kadar dayanan Osmanlı sınırları, Doğu Avrupa'dan Hint Okyanusu'na uzanan 15 milyon kilometrekarelik devasa bir alanda küresel adaletin teminatı olmuştur.

Aşağıdaki kronolojik tablo, Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan yıkılışına kadar olan tarihsel evrelerini, öne çıkan hükümdarlarını ve dönüm noktalarını özetlemektedir:

Tarihsel Dönem Zaman Aralığı Öne Çıkan Hükümdarlar Dönemin Belirleyici Olayları ve Kırılma Noktaları
Kuruluş Dönemi 1299–1453 Osman Gazi, Orhan Gazi, I. Murad, Yıldırım Bayezid Koyunhisar Zaferi, Bursa'nın fethi, Rumeli'ye geçiş (Çimpe), Ankara Savaşı (Fetret Devri).
Yükseliş (Klasik Çağ) 1453–1579 Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Kanuni İstanbul'un fethi, Memlüklerin yıkılması ve Hilafetin geçişi, Mohaç ve Preveze zaferleri.
Duraklama Dönemi 1579–1699 III. Murad, IV. Murad, Köprülüler Dönemi Celali isyanları, yeniçeri bozulmaları, Sokullu'nun vefatı, II. Viyana Kuşatması ve Karlofça Antlaşması.
Gerileme Dönemi 1699–1792 III. Ahmed, I. Mahmud, III. Mustafa, I. Abdülhamid Lale Devri, matbaanın gelişi, Pasarofça ve Küçük Kaynarca antlaşmaları (Kırım'ın kaybı).
Dağılma ve Çöküş 1792–1922 III. Selim, II. Mahmud, Abdülmecid, II. Abdülhamid Nizam-ı Cedid, Tanzimat ve Islahat fermanları, Meşrutiyetler, I. Dünya Savaşı ve Saltanatın kaldırılışı.

Tarihçilerin kutbu kabul edilen Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı'nın cihan devleti olma vasfını ve kurumsal dehasını şu meşhur tespitiyle özetler:

"Osmanlı İmparatorluğu sadece kılıç gücüyle kurulmuş geçici bir askeri fütûhat teşkilatı değildir. O, Doğu Roma'nın coğrafi mirasını, Türk-Moğol bozkır devlet teşkilatını ve İslam hukukunun adalet nizamını sentezleyerek asırlarca ayakta kalan evrensel bir dünya düzenidir."

Duraklama ve Gerileme Dönemini Başlatan İç ve Dış Sebepler Nelerdir?

Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama ve gerileme dönemi; Coğrafi Keşifler sonucunda Akdeniz ticaret yollarının önemini yitirmesi, Avrupa'da yaşanan Sanayi Devrimi ve askeri dönüşüm, timar sisteminin çöküşü ve merkezi yönetimdeki rüşvet ve liyakatsizlik sebebiyle 16. yüzyılın sonlarından itibaren başlamıştır. Sokullu Mehmed Paşa'nın 1579 yılındaki vefatı geleneksel tarih yazımında yükselişin sonu kabul edilir. İmparatorluk sınırlarının Avusturya ormanlarına ve İran dağlarına dayanmasıyla doğal sınırlara ulaşılmış, fetihlerin yavaşlaması ise ganimete dayalı mali sistemi derinden sarsmıştır.

Dış dinamiklerin başında Avrupa'nın gerçekleştirdiği Coğrafi Keşifler yer alır. Ümit Burnu'nun keşfiyle Baharat ve İpek yolları okyanuslara kaymış, Akdeniz limanları ve Osmanlı gümrükleri devasa gelir kayıplarına uğramıştır. Daha da yıkıcı olanı, İspanyolların Amerika kıtasından yağmalayıp Avrupa'ya taşıdığı tonlarca ucuz gümüşün Osmanlı pazarlarına girmesi ve tarihte "Fiyat Devrimi" olarak bilinen büyük enflasyon dalgasını tetiklemesidir. Akçenin alım gücünün düşmesi, sabit maaş alan devlet görevlileri ve askerler arasında büyük bir iktisadi huzursuzluk doğurmuştur.

İç bünyedeki en büyük yara ise timar (dirlik) sisteminin bozulması olmuştur. Toprağın köylü tarafından işlendiği ve karşılığında devlete masrafsız tımarlı sipahi (atlı ordu) beslendiği bu sistem terkedilerek, vergilerin peşin parayla zengin mültezimlere kiralandığı "iltizam" sistemine geçilmiştir. Bu durum ordunun bel kemiği olan sipahilerin yok olmasına, taşrada Celali İsyanları'nın patlak vermesine ve köylünün toprağını terk ederek şehirlere kaçmasına (Büyük Kaçgun) yol açmıştır.

Askeri teşkilattaki çözülme Yeniçeri Ocağı'nı da vurmuştur. Devşirme kanununa aykırı olarak ocağa ehliyetsiz kişilerin kaydedilmesi, yeniçerilerin evlenip ticaretle uğraşmaya başlaması ve "Ocak devlet içindir" düsturunun yerini "Devlet ocak içindir" anlayışına bırakması orduyu savaşamaz hâle getirmiştir. Sarayda ise şehzadelerin sancaklara gönderilerek tecrübe kazanması usulünün kaldırılarak "Kafes Sistemi"ne (şimşirlik) geçilmesi, devlet idaresinden bihaber, psikolojik açıdan yıpranmış padişahların tahta çıkmasına ve validelerin saray entrikalarına zemin hazırlamıştır.

Bu çözülmenin askeri sahnedeki ilk büyük felaketi, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması'dır. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın uğradığı hezimetin ardından Papa'nın çağrısıyla Avusturya, Rusya, Lehistan ve Venedik'in kurduğu Kutsal İttifak'a karşı 16 yıl süren savaşlar kaybedilmiştir. 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması ile Osmanlı, tarihinde ilk kez Batı'da devasa toprak kayıplarına (Macaristan ve Podolya) uğramış, psikolojik üstünlüğü kaybederek ebediyen savunma pozisyonuna çekilmiştir.

19. Yüzyıl Islahatları ve "Hasta Adam" Dönemi: Tanzimat'tan Meşrutiyete

19. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmayı durdurabilmek amacıyla geleneksel kurumlarını Batı standartlarında modernize etmeye çalıştığı ancak Avrupa devletlerinin "Şark Meselesi" politikaları ve milliyetçilik isyanları karşısında çaresiz kaldığı reformlar ve krizler çağıdır. Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik akımı; Sırpların, Yunanların ve diğer Balkan halklarının Rusya'nın kışkırtmasıyla isyan etmesine yol açmıştır. Çarlık Rusyası İmparatoru I. Nikolay'ın İngiliz elçisine sarf ettiği "Kollarımızda hasta bir adam var, ansızın ölürse mirasın paylaşımı kargaşaya yol açar" ifadesi, Osmanlı'nın uluslararası diplomaside "Hasta Adam" olarak etiketlenmesine neden olmuştur.

Yenileşme hamleleri III. Selim'in Nizam-ı Cedid ordusuyla başlamış, ancak yeniçerilerin Kabakçı Mustafa İsyanı ile kanlı şekilde kesilmiştir. Asıl kurumsal devrimi gerçekleştiren II. Mahmud, 1826 yılında devleti rehin alan Yeniçeri Ocağı'nı top ateşine tutarak tarihe Vak'a-i Hayriyye (Hayırlı Olay) olarak geçen hamleyle kaldırmıştır. Yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye ordusu kurulmuş; bakanlıklar (nezaretler), muhtarlık teşkilatı, ilk resmi gazete (Takvim-i Vekayi) ve modern memuriyet yapısı ihdas edilmiştir.

Modernleşme sürecinin anayasal köşe taşları şu resmi fermanlarla kurumsallaşmıştır:

  • Tanzimat Fermanı (1839): Gülhane Parkı'nda Sadrazam Mustafa Reşid Paşa tarafından okunan fermanla; can, mal ve namus güvenliği kanun teminatına alınmış ve padişah ilk kez kendi gücünün üstünde kanun hâkimiyetinin varlığını kabul etmiştir.
  • Islahat Fermanı (1856): Kırım Savaşı'nın ardından Avrupalı devletlerin baskısıyla ilan edilen metinle, Müslümanlar ile gayrimüslim tebaa arasındaki tüm hukuki ve vergisel eşitsizlikler lağvedilmiş, cizye vergisi kaldırılmıştır.
  • Kanun-ı Esasî ve I. Meşrutiyet (1876): Mithat Paşa ve Genç Osmanlıların çabalarıyla Türk tarihinin ilk yazılı anayasası yürürlüğe girmiş; Meclis-i Mebusan açılarak halk ilk kez sınırlı da olsa yönetime ve yasamaya ortak edilmiştir.
  • II. Meşrutiyet (1908): İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin baskısıyla II. Abdülhamid anayasayı yeniden yürürlüğe koymuş; çok partili siyasi hayata geçilmiş ve hürriyet dönemi ilan edilmiştir.

Ancak reformlar imparatorluğun mali çöküşünü durduramamıştır. 1854 Kırım Savaşı'nda İngiltere'den alınan ilk dış borç, kısa sürede ödenemez bir borç sarmalına dönüşmüş ve 1875 yılında Osmanlı Devleti moratoryum ilan ederek iflasını açıklamıştır. 1881 yılında Avrupalı alacaklı devletlerin kurduğu Düyûn-ı Umûmiye İdaresi; tuz, tütün, ipek ve pul gibi devletin en karlı gelir kaynaklarına doğrudan el koyarak Osmanlı maliyesinin bağımsızlığını fiilen sona erdirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı ve İmparatorluğun Çöküşünden Türkiye Cumhuriyeti'ne

Osmanlı İmparatorluğu'nun nihai çöküşü, 1911 Trablusgarp ve 1912-1913 Balkan Savaşları ile başlayan felaketler zincirinin Birinci Dünya Savaşı'nda İttifak Devletleri safında yer alıp topyekûn mağlubiyete uğramasıyla mühürlenmiştir. Balkan Savaşları'nda Edirne dâhil tüm Rumeli coğrafyası sadece birkaç hafta içinde kaybedilmiş, asırlardır Türk yurdu olan topraklardan Anadolu'ya yüz binlerce muhacir göçü yaşanmıştır. Bu travmanın ardından Enver, Talat ve Cemal paşaların liderliğindeki İttihat ve Terakki yönetimi, yalnızlıktan kurtulmak ve kaybedilen toprakları geri almak umuduyla Almanya ile ittifak kurarak savaşa girmiştir.

Osmanlı ordusu Kafkasya, Kanal, Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin ve Çanakkale olmak üzere yedi ayrı cephede dört yıl boyunca insanüstü bir direnç sergilemiştir. 1915 Çanakkale Savaşları'nda kazanılan efsanevi deniz ve kara zaferi, Çarlık Rusyası'na yardım gitmesini engelleyerek Bolşevik İhtilali'ni tetiklemiş ve savaşın süresini en az iki yıl uzatmıştır. Kut'ül-Amare'de İngiliz tümeninin esir alınması gibi parlak taktik başarılara rağmen, müttefik Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın çöküşü ve iktisadi kaynakların tükenmesi kaçınılmaz sonu getirmiştir.

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti'nin fiilen sona erdiğini belgeleyen teslimiyet belgesidir. İtilaf Devletleri mütarekenin 7. maddesine dayanarak İstanbul'u, Boğazları ve Anadolu'nun stratejik mevkilerini işgal etmeye başlamış; 10 Ağustos 1920 Sevr Antlaşması ile Türk milletini Orta Anadolu'da küçük bir bölgeye hapsederek haritadan silmeyi hedeflemiştir.

Bu mutlak yok oluş eşiğinde, Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa'nın 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışıyla Türk İstiklal Harbi meşalesi yakılmıştır. Amasya, Erzurum ve Sivas kongreleriyle milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağı ilan edilmiş; 23 Nisan 1920'de Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi kurularak egemenlik kayıtsız şartsız millete devredilmiştir. Sakarya Meydan Muharebesi ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile emperyalist ordular denize dökülmüş, 24 Temmuz 1923 Lozan Barış Antlaşması ile modern Türk devletinin sınırları tescillenmiştir. 1 Kasım 1922'de Saltanatın kaldırılmasıyla altı asırlık Osmanlı İmparatorluğu hukuken tarihe karışmış, 29 Ekim 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile küllerinden çağdaş, tam bağımsız ve laik bir ulus-devlet doğmuştur.

Sonuç: 600 Yıllık Mirasın Dünya Tarihindeki Yeri

Osmanlı İmparatorluğu, insanlık tarihinin gördüğü en kudretli, en karmaşık ve en uzun ömürlü medeniyet sentezlerinden biridir. Söğüt sırtlarında mütevazı bir oba çadırında başlayan bu kutlu yürüyüş; Fatih'in zekâsıyla cihan devletine dönüşmüş, Sinan'ın kubbelerinde taşa estetik kazandırmış ve Bâki'nin şiirlerinde abideleşmiştir. Yükselişindeki adalet, liyakat ve askeri nizam ne kadar öğretici ise; duraklama ve çöküşündeki taassup, bilimsel gerilik ve iktisadi bağımlılık da o derece ibret vericidir. Tarih sahnesinden çekilirken dahi arkasında parçalanan topraklarda bugün onlarca bağımsız devlet bırakan bu büyük miras, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel köklerini ve kültürel derinliğini besleyen en kudretli pınar olmaya devam etmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Osmanlı Devleti'nin kurucusu kimdir ve devlet hangi tarihte kurulmuştur?

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'dir. Geleneksel kabule göre devlet 1299 yılında Söğüt ve Domaniç bölgesinde kurulmuştur; ancak çağdaş tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, beyliğin bağımsız bir devlet hüviyeti kazanmasını 1302 Koyunhisar (Bapheus) Savaşı zaferine dayandırmaktadır.

İstimalet ve İskân politikaları ne anlama gelir?

İskân politikası, Anadolu'daki göçebe Türkmen aşiretlerinin Balkanlar'da yeni fethedilen topraklara yerleştirilerek bölgenin Türkleşmesini ve güvenliğini sağlayan iskân siyasetidir. İstimalet ise gayrimüslim halkın dini inançlarına, kiliselerine ve geleneklerine dokunmayarak adaletle muamele eden fetih ve hoşgörü doktrinidir.

Osmanlı Devleti'nde Yeniçeri Ocağı ne zaman ve neden kaldırılmıştır?

Yeniçeri Ocağı, 1826 yılında Sultan II. Mahmud tarafından kaldırılmıştır (Vak'a-i Hayriyye). Ocağın kaldırılma sebebi; askeri eğitimleri reddetmesi, savaş meydanlarında bozguna uğraması, reform yapmak isteyen padişah ve sadrazamları katlederek devleti rehin alan yozlaşmış bir güç hâline gelmesidir.

Osmanlı İmparatorluğu resmen ve hukuken hangi tarihte sona ermiştir?

Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1 Kasım 1922 tarihinde kabul ettiği kanunla saltanatın kaldırılması sonucu hukuken sona ermiştir. Son Osmanlı Padişahı VI. Mehmed Vahdeddin 17 Kasım 1922'de ülkeyi terk etmiş, 29 Ekim 1923'te ise Türkiye Cumhuriyeti ilan edilmiştir.

Kaynaklar

  • İnalcık, Halil. Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ (1300-1600). Çeviren: Ruşen Sezer. İstanbul: Kronik Kitap, 2019.
  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Tarihi (Cilt 1-4). Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988.
  • Finkel, Caroline. Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı: Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihi (1300-1923). Çeviren: Zülal Kılıç. İstanbul: Timaş Yayınları, 2007.
  • Ortaylı, İlber. İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı. İstanbul: Hil Yayınları, 1983.
  • Pamuk, Şevket. Osmanlı İmparatorluğu'nda Paranın Tarihi. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1999.
  • Berkes, Niyazi. Türkiye'de Çağdaşlaşma. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2002.

İleri Okuma

  • Braudel, Fernand. Akdeniz ve Akdeniz Dünyası (2 Cilt). Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay. İstanbul: Eren Yayıncılık, 1993.
  • Hammer-Purgstall, Joseph von. Büyük Osmanlı Tarihi. Çeviren: Mümin Çevik. İstanbul: Üçdal Neşriyat, 1983.
  • Quataert, Donald. Osmanlı İmparatorluğu 1700-1922. Çeviren: Ayşe Berktay. İstanbul: İletişim Yayınları, 2000.