Büyük İskender Gerçekten Nasıl Öldü?

İçindekiler (13)

Büyük İskender'in ölümü, M.Ö. 323 yılının Haziran ayında Babil Sarayı'nda henüz otuz iki yaşındayken aniden gerçekleşen ve antik dünyadan modern tıp tarihine kadar uzanan en büyük adli tıp bilmecelerinden biridir. Bilinen dünyanın neredeyse tamamını fethederek Makedonya'dan Hindistan sınırlarına kadar devasa bir imparatorluk kuran genç fatihin vefatı, yalnızca imparatorluğunun generalleri arasında parçalanmasına yol açmakla kalmamış; bedeninin ölüm ilanından sonra altı gün boyunca hiçbir çürüme belirtisi göstermemesi sebebiyle çağdaşları tarafından tanrılığının kesin bir kanıtı olarak kabul edilmiştir. Eğer antik kaynakların aktardığı semptomları modern nöroloji ve enfeksiyon hastalıkları ışığında yeniden değerlendirmek ve İskender'in aslında diri diri gömülmüş olabileceği gerçeğini kavramak istiyorsanız, bu olağanüstü tarihi vakayı adım adım inceleyebilirsiniz.

Büyük İskender Nasıl Öldü ve Babil'deki Son Günlerinde Neler Yaşandı?

Büyük İskender'in ölümü, Babil'de amiral Nearkhos onuruna verilen günlerce süren içkili ziyafetler sırasında aniden ortaya çıkan şiddetli sırt ağrısı, kontrol edilemeyen yüksek ateş ve ilerleyici bir felç tablosuyla başlamıştır. Tarihsel anlatılara göre İskender, Medius adlı bir dostunun konağında düzenlenen partide, antik Yunan dünyasında şarap ve suyun karıştırıldığı yaklaşık altı litrelik devasa bir krater kâsesini tek dikişte boşaltma meydan okumasını kabul etmiş; kadehi bitirir bitirmez sanki sırtına bir kılıç saplanmış gibi feryat ederek yere yığılmıştır. Saray hekimleri tarafından derhal yatağına taşınan kral, takip eden on gün boyunca giderek ağırlaşan bir klinik tablo sergilemiştir.

Hastalığın ilk evrelerinde aralıklı nöbetler, dayanılmaz eklem ağrıları ve mide krampları çeken İskender, kısa sürede yataktan kalkamaz hâle gelmiştir. Günler geçtikçe ateş düşürülememiş, kralın bilinci zaman zaman bulanıklaşmış ve en sonunda konuşma yetisi tamamen kaybolmuştur. Durumun ümitsizliğini anlayan Makedon ordusu, generallerin gözetiminde kraliyet yatak odasına alınarak komutanlarına son kez veda etmiştir.

Dönemin saray günlüklerini (Ephemerides) kaynak gösteren antik tarihçi Arrian, İskender'in son anlarındaki trajik tabloyu şu sözlerle kayda geçirmiştir:

"Askerler hüzün ve keder içinde yatağın önünden birer birer geçerken, kral artık tek bir kelime dahi konuşamıyordu. Ancak büyük bir gayretle başını hafifçe kaldırmaya çabalıyor ve her bir adamına yalnızca gözlerini oynatarak selam veriyordu."

İskender, M.Ö. 323 yılının 10 veya 11 Haziran günü son nefesini vermiş gibi hareketsizleştiğinde, saray hekimleri tarafından resmen ölü ilan edilmiş ve Asya'nın fatihi arkasında halef bırakmadan hayata veda etmiştir.

Ölüm Sonrası Biyolojik Süreçler: İskender'in Bedeni Neden Altı Gün Boyunca Çürümedi?

Normal bir insan bedeninde klinik ölümün gerçekleşmesiyle birlikte dakikalar içinde algor mortis, livor mortis ve rigor mortis evreleri başlarken, İskender'in bedeninin haziran sıcağında altı gün boyunca taze kalması antik dünyayı dehşete düşürmüştür. Bir insan hayatını kaybettiğinde ilk olarak vücut sıcaklığı çevre ortamla eşitlenene kadar saatte ortalama 0,8 ila 1 santigrat derece düşer (algor mortis). Dolaşımın durmasıyla birlikte yerçekiminin etkisiyle kan dokularda çökelerek morluklara yol açar (livor mortis) ve hücrelerdeki ATP tükenmesi kas liflerini kitleyerek 12 ila 24 saat içinde bedeni taş gibi sertleştirir (rigor mortis).

Üstelik Babil'in haziran ayı iklimi, sıcaklığın gölgede 40 santigrat dereceyi aştığı, nemli ve son derece boğucu bir çevre koşuluna sahiptir. Böyle bir ortamda bekletilen bir kadavranın iç organlarındaki bakterilerin gaz üretmesi, dokuların kararması ve 24 ila 48 saat içinde ağır bir koku yayarak otoliz (kendi kendini sindirme) sürecine girmesi kaçınılmazdır. Ancak antik biyografi yazarı Plutarkhos, İskender'in cesedinin başında nöbet tutan görevlilerin şahit olduğu olağanüstü durumu açıkça nakleder: "Bedeni, böylesine sıcak ve havasız bir yerde hiçbir özel koruyucu bakım görmeden yatmasına karşın, ölümün hiçbir yıkıcı lekesini göstermedi; aksine canlı bir insanın teni gibi saf, berrak ve taze kaldı."

O dönemde yaşayan generaller, rahipler ve halk için bu durumun tek bir izahı olabilirdi: İskender bir insan değil, Zeus'un oğlu olan yaşayan bir tanrıydı ve tanrısal bedenler yeryüzünün çürüme kanunlarına tabi olamazdı. Altı gün boyunca bedende hiçbir bozulma veya koku fark edilmeyince, Mısırlı mumyalama uzmanları gelene kadar kralın tanrılığına dair efsane imparatorluğun dört bir yanına yayılmıştır.

Aşağıdaki karşılaştırma tablosu, normal bir insan bedeninde ölüm sonrasında gelişen adli tıp basamakları ile İskender'in Babil Sarayı'ndaki klinik tablosu arasındaki anomalileri göstermektedir:

Ölüm Sonrası Evre Normal Kadavrada Beklenen Süreç İskender'in Babil'deki Tablosu Adli Tıp Açısından Klinik Anlamı
Algor Mortis (Soğuma) İlk 24 saatte vücut ısısı hızla çevre sıcaklığına düşer. Ten rengi canlılığını korumuş, aşırı kadavra soğukluğu fark edilmemiştir. Metabolizmanın son derece yavaş bir hızda da olsa devam ettiğini gösterir.
Rigor Mortis (Ölüm Katılığı) Kaslar 2-6 saatte sertleşir, 12 saatte zirveye çıkar, 36 saatte çözülür. Bedeninde tahta gibi bir sertleşme bildirilmemiş, esnek kalmıştır. Kasların flaksit (gevşek) motor felç durumunda olduğunu belgeler.
Livor Mortis (Ölüm Lekeleri) Kanın yerçekimiyle göllenmesi sonucu deride mor-kırmızı lekeler oluşur. Teninde herhangi bir siyanoz, morarma veya kararma görülmemiştir. Dolaşımın kılcal damar düzeyinde minimum seviyede sürdüğüne işaret eder.
Pütrefaksiyon (Çürüme) 40°C sıcaklıkta 48 saat içinde bakteriyel gaz, şişme ve koku başlar. 6 gün boyunca hiçbir şişme, çürüme gazı veya koku oluşmamıştır. Hücresel ölümün (somatik ölüm) henüz gerçekleşmediğinin kesin kanıtıdır.

Zehirlenmeden Sıtmaya: Tarih Boyunca Öne Sürülen Klasik Teoriler Nelerdir?

İskender'in ani ve beklenmedik ölümünü açıklamak için antik çağlardan 20. yüzyıla kadar suikast, zehirlenme, tropikal enfeksiyonlar ve alkol koması gibi onlarca farklı teori ortaya atılmıştır. İskender'in Makedonya'daki naibi Antipatros'un oğlu İollas tarafından kadehine beyaz çöpleme (Veratrum album) veya arsenik karıştırıldığı iddiası, özellikle annesi Olympias tarafından intikam amacıyla geniş çapta yayılmıştır. Ancak dönemin bilinen antik zehirleri genellikle saatler içinde kusma, şiddetli ishal ve anında ölüm getirirken; İskender'in 12 gün boyunca yavaş yavaş ve zihni açık şekilde erimesi klasik zehirlenme tezini adli tıp açısından oldukça zayıflatmaktadır.

Modern enfeksiyon hastalıkları uzmanları ise Babil'in bataklık coğrafyasına dikkat çekerek sıtma (Plasmodium falciparum) veya tifo (Salmonella typhi) teşhisleri üzerinde durmuşlardır. Fırat ve Dicle havzasında yaygın olan bu hastalıklar, İskender'in çektiği yüksek ateşi ve karın kramplarını açıklayabilmektedir. Ancak ne sıtma ne de tifo, hastanın bilinci yerindeyken vücudunun baştan aşağı felç olmasını ve ölümün ardından cesedin altı gün boyunca bozulmadan kalmasını açıklayabilmektedir.

Bir diğer güçlü alternatif ise akut nekrotizan pankreatit teorisidir. Günler süren aşırı alkol tüketimi, pankreas enzimlerinin kendi dokusunu sindirmesine ve sırta vuran şiddetli, yakıcı bir ağrıya yol açabilir. Bu durum şoka ve çoklu organ yetmezliğine neden olsa da, yine ölüm sonrasındaki altı günlük çürümeme mucizesini biyolojik olarak aydınlatmaktan uzaktır.

Dr. Katherine Hall'un Çığır Açan Tezi: Guillain-Barré Sendromu ve Sahte Ölüm

Yeni Zelanda Otago Üniversitesi Dunedin Tıp Fakültesi'nden kıdemli öğretim görevlisi Dr. Katherine Hall'un 2018 yılında The Ancient History Bulletin dergisinde yayımladığı çalışma, İskender'in ölümü ilan edildiğinde aslında biyolojik olarak hayatta olduğunu kanıtlayan ilk tutarlı tıbbi teoridir. Dr. Hall, antik kaynaklardaki tüm semptomları tek bir çatı altında birleştiren teşhisin, nadir görülen akut bir otoimmün periferik sinir sistemi hastalığı olan Guillain-Barré Sendromu (GBS) olduğunu ortaya koymuştur. Bu hastalık, genellikle bir mide-bağırsak enfeksiyonunun (özellikle o dönemde çiğ et ve kirli sulardan bulaşan *Campylobacter jejuni* bakterisinin) ardından bağışıklık sisteminin kendi sinir kılıflarına saldırmasıyla tetiklenir.

Guillain-Barré Sendromunun akut motor aksonal nöropati (AMAN) varyantı, İskender'in yaşadığı semptomları kusursuz biçimde açıklar:

  • Yükselen İlerleyici Felç (Asendan Paralizi): Hastalık önce bacaklardan başlar, hızla gövdeye, kollara ve solunum kaslarına doğru tırmanır. İskender'in önce yığılması, ardından yürüyememesi ve kollarını kaldıramaması bu nörolojik ilerlemeyle birebir örtüşür.
  • Bulbar Felç ve Ses Kaybı: Felç yutak ve gırtlak kaslarına ulaştığında hasta konuşma yetisini (afoni) ve yutkunma refleksini tamamen kaybeder; ancak beyin korteksi etkilenmediği için hastanın bilinci son ana kadar tamamen açıktır.
  • Göz Kaslarının Korunması: GBS hastalarında göz kapaklarını ve göz küresini hareket ettiren sinirler felcin en son ulaştığı bölgelerdir. Arrian'ın "kral konuşamıyordu ama başını hafifçe kımıldatıp askerlerine gözleriyle selam veriyordu" tasviri, nörolojik açıdan tipik bir ileri evre GBS vakasıdır.
  • Solunum Felci ve Koma Hali: Diyafram kaslarının felç olmasıyla solunum o kadar yüzeysel ve sığ bir hâle gelir ki, antik hekimlerin bunu dışarıdan çıplak gözle veya ayna testiyle fark etmesi imkânsızdır.

Dr. Hall'un teorisine göre İskender, 13 Haziran günü hekimler tarafından ölü ilan edildiğinde aslında derin bir paralitik koma (sahte ölüm - pseudothanatos) hâlindeydi. Vücuttaki metabolik hız ve oksijen tüketimi neredeyse sıfıra indiği için hücreler canlılığını korumuş, doku yıkımı durmuş ve beden altı gün boyunca canlı bir insan gibi taze kalmıştır.

Antik Tıbbın Yetersizliği ve Tarihin En Trajik İnfazı İhtimali

Antik Yunan ve Babil tıp dünyasında ölüm teşhisi, günümüzdeki gibi elektrokardiyografi (EKG), elektroansefalografi (EEG) veya stetoskop ile değil; yalnızca göğüs kafesinin inip kalkması, nabzın elle hissedilmesi ve ağza tutulan tüyün oynaması gibi son derece kaba gözlemlerle konulmaktaydı. Guillain-Barré Sendromu'na bağlı otonom sinir sistemi hasarında nabız dakikada birkaç atıma kadar düşebilir, kan basıncı neredeyse ölçülemez seviyeye inebilir ve pupiller (göz bebekleri) ışığa tepki vermeyerek genişleyebilir (arefleksi). Antik hekimler için nefes almayan, nabzı hissedilmeyen ve gözleri tepki vermeyen bir beden mutlak olarak ölü kabul edilirdi.

Bu korkunç tıbbi yanılgının vardığı kaçınılmaz sonuç, insanlık tarihinin en tüyler ürpertici hipotezlerinden birini doğurmaktadır. Eğer İskender öldüğü ilan edildiğinde derin komadaki felçli bir canlı idiyse; altı gün sonra saraya gelen Mısırlı mumyalama ustaları, karnını kesip iç organlarını boşaltırken büyük fatih aslında biyolojik olarak henüz hayattaydı. Yani Büyük İskender; düşman kılıçlarıyla, savaş meydanlarında ya da zehirle değil; antik hekimlerin sahte ölüm teşhisi koyması sonucu bizzat kendi cenaze ve mumyalama töreni sırasında hayatını kaybetmiş olabilir.

Sonuç: Efsanenin Ardındaki Biyolojik Hakikat

Büyük İskender'in Babil'deki trajik vedası, tarihin en büyük fatihlerinden birinin bedeninin dahi mikroskobik bir bakterinin tetiklediği nörolojik bir fırtına karşısında ne denli çaresiz kalabileceğini gözler önüne sermektedir. Bedeninin çürümemesini tanrılığın bir tezahürü sanan antik dünya, aslında modern nörolojinin bugün Guillain-Barré Sendromu olarak adlandırdığı ağır bir otoimmün felce şahitlik etmiştir. Dr. Katherine Hall'un sunduğu bu bilimsel bakış açısı, iki bin yılı aşkın süredir fatihin mezarını saran doğaüstü sis perdesini aralayarak efsanelerin arkasındaki çıplak biyolojik gerçeği aydınlatmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Büyük İskender'in bedeni ölümünden sonra neden 6 gün çürümedi?

Modern tıbbi analizlere göre İskender, öldüğü ilan edildiğinde aslında Guillain-Barré Sendromu nedeniyle derin bir motor felç ve sığ solunum komasındaydı. Hücresel ölüm henüz gerçekleşmediği ve metabolizma minimum seviyede sürdüğü için bedeni altı gün boyunca çürüme ve koku belirtisi göstermemiştir.

Guillain-Barré Sendromu (GBS) nedir ve İskender'i nasıl etkiledi?

Guillain-Barré Sendromu, bağışıklık sisteminin sinir kılıflarına saldırması sonucu bacaklardan başlayarak yukarı doğru yayılan akut bir kas felci hastalığıdır. İskender'in bilinci tamamen açık kalırken önce hareket kabiliyetini, ardından konuşma ve solunum yetisini kaybetmesi bu hastalığın ampirik seyrine kusursuz uyum sağlar.

İskender'in zehirlendiği iddiası neden terk edildi?

Antik çağdaki baldıran, akonit veya arsenik gibi zehirler saatler içinde ölüme yol açar; oysa İskender'in hastalığı aralıksız yüksek ateş ve kademeli nörolojik çöküşle 12 gün boyunca devam etmiştir. Ayrıca zehirlenen bir cesette doku bozulması durmaz, aksine hızlanır.

Büyük İskender mumyalanırken gerçekten hayatta mıydı?

Dr. Katherine Hall'un teorisi doğrultusunda, komadaki hastanın solunumu ve nabzı antik hekimler tarafından tespit edilemediği için İskender diri kabul edilmemiş olabilir. Bu durum, mumyalama uzmanlarının cerrahi kesileri başlattığı anda kralın teknik olarak henüz biyolojik yaşamını yitirmemiş olduğunu düşündürmektedir.

Kaynaklar

  • Hall, Katherine. "Did Alexander the Great Die of Guillain-Barré Syndrome?". The Ancient History Bulletin, Cilt 32, Sayı 3-4, 2018, ss. 106-128.
  • Plutarkhos. Paralel Hayatlar: İskender ve Sezar. Çeviren: Furkan Akderin. İstanbul: Alfa Yayınları, 2016.
  • Arrianus, Flavius. İskender'in Seferleri (Anabasis Alexandri). Çeviren: Meriç Mete. İstanbul: İdea Yayınevi, 2005.
  • Cunha, Burke A. "The Death of Alexander the Great: Malaria or Typhoid Fever?". Infectious Disease Clinics of North America, Cilt 18, 2004, ss. 53-63.
  • Oldach, David W. vd. "A Mysterious Death: Alexander the Great". The New England Journal of Medicine, Cilt 338, 1998, ss. 1764-1769.

İleri Okuma

  • Fox, Robin Lane. Büyük İskender. Çeviren: B. Baysal. İstanbul: Literatür Yayıncılık, 2014.
  • Green, Peter. Alexander of Macedon, 356–323 B.C.: A Historical Biography. Berkeley: University of California Press, 1991.
  • Hughes, Richard A. C. ve Cornblath, David R. "Guillain-Barré Syndrome". The Lancet, Cilt 366, 2005, ss. 1653-1666.