1. Dünya Savaşı’nın Küresel Etkileri

İçindekiler (13)

1. Dünya Savaşı, 1914 ile 1918 yılları arasında küresel ölçekte yaşanan ve geleneksel dünya düzenini kökünden sarsan tarihin en yıkıcı kırılma noktalarından biridir. Savaş yalnızca cephelerde milyonlarca insanın hayatını kaybetmesiyle kalmamış; asırlık dört büyük imparatorluğun çöküşüne, uluslararası sınırların baştan çizilmesine ve dünya ekonomik sisteminin radikal bir dönüşüm geçirmesine zemin hazırlamıştır. Günümüzün modern ulus devlet yapısını, Orta Doğu jeopolitiğini ve küresel finansal mimarisini kavramak için 1. Dünya Savaşı'nın siyasi sonuçları ile savaş sonrası yaşanan ekonomik değişimleri bütün yönleriyle analiz etmek gerekir.

1. Dünya Savaşı'nın Temel Siyasi Sonuçları Nelerdir ve Hangi İmparatorluklar Çöktü?

1. Dünya Savaşı'nın en belirleyici siyasi sonucu; monarşik ve çok uluslu imparatorluklar çağının fiilen sona ermesi, bunun sonucunda Osmanlı, Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusyası ve Alman imparatorluklarının çökerek yerlerini ulus devletlere ve yeni cumhuriyetlere bırakmasıdır. Yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Avrasya coğrafyasına hükmeden bu hanedanların tarih sahnesinden çekilmesi, küresel meşruiyet anlayışını kökten değiştirmiştir. Hanedan egemenliğinin yerini halk egemenliği, ulusal kendi kaderini tayin hakkı (self-determinasyon) ve sınırları etnik temellere dayanan yeni siyasal birimler almıştır.

Çarlık Rusyası, savaşın getirdiği ağır askeri hezimetler ve iktisadi kıtlık neticesinde 1917 yılında patlak veren Bolşevik İhtilali ile tarihe karışmıştır. Romanov Hanedanı'nın devrilmesiyle kurulan Sovyetler Birliği, küresel ölçekte kapitalist sisteme meydan okuyan yepyeni bir ideolojik kutbun doğmasına yol açmıştır. Alman İmparatorluğu'nda ise 1918 yılı sonlarında baş gösteren donanma isyanları ve toplumsal kalkışmalar, İmparator II. Wilhelm'in tahttan feragat etmesiyle neticelenmiş ve yerine kırılgan bir demokratik yapı olan Weimar Cumhuriyeti kurulmuştur.

Habsburg Hanedanı idaresindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun parçalanması, Orta Avrupa'da devasa bir jeopolitik boşluk yaratmıştır. Bu enkazın üzerinde Avusturya ve Macaristan bağımsız cumhuriyetler olarak kalırken; Çekoslovakya ile daha sonra Yugoslavya adını alacak olan Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı gibi çok unsurlu yeni devletler doğmuştur. Polonya ise bir asrı aşkın bir sürenin ardından Rusya, Almanya ve Avusturya işgalindeki topraklarını birleştirerek yeniden bağımsız bir devlet kimliği kazanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu açısından savaş, altı asırlık bir dünya devletinin tasfiyesi ve vatan topraklarının işgali anlamına gelmiştir. Mondros Mütarekesi ve ardından dayatılan Sevr Antlaşması ile Anadolu coğrafyası parçalanmak istenmiş; ancak Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan Millî Mücadele bu süreci tersine çevirmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ve 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile çöken teokratik imparatorluğun küllerinden tam bağımsız, laik ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.

Avrupa ve Orta Doğu Haritasını Yeniden Çizen Barış Antlaşmaları Nelerdir?

1. Dünya Savaşı sonrasında sınırları yeniden çizen düzenlemeler; İtilaf Devletleri'nin liderliğinde toplanan 1919 Paris Barış Konferansı'nda şekillendirilen ve mağlup ülkelere zorla dikte ettirilen cezalandırıcı barış antlaşmalarıdır. Galip devletler olan İngiltere, Fransa ve İtalya, mağlup İttifak bloku ülkelerine müzakere hakkı tanımaksızın son derece ağır şartlar içeren metinler sunmuştur. Bu antlaşmalar sadece toprak kayıplarıyla sınırlı kalmamış; mağlup ulusların ordularını terhis ettirmiş, ağır savaş tazminatları yüklemiş ve gelecekteki siyasi krizlerin tohumlarını ekmiştir.

Paris'te kurulan bu diplomatik düzenin merkezinde Almanya ile imzalanan Versailles (Versay) Antlaşması yer almaktadır. Almanya; Alsace-Lorraine bölgesini Fransa'ya terk etmek, Polonya'ya Baltık Denizi'ne çıkış koridoru sağlamak ve tüm denizaşırı sömürgelerinden vazgeçmek zorunda bırakılmıştır. Daha da önemlisi, antlaşmanın 231. maddesi savaşı başlatan yegâne suçlu olarak Almanya'yı ilan etmiş ve ülkeye astronomik tazminat yükümlülükleri getirmiştir.

Savaşın sona ermesiyle birlikte imzalanan temel antlaşmalar, muhatap devletler ve ortaya çıkan başlıca jeopolitik sonuçlar aşağıdaki tabloda kronolojik olarak gösterilmektedir:

Antlaşma Adı İmzalanma Tarihi Muhatap Mağlup Devlet Temel Toprak ve Siyasi Sonuçları
Versailles Antlaşması 28 Haziran 1919 Almanya Alsace-Lorraine kaybedildi; zorunlu askerlik kaldırıldı; Ren bölgesi askerden arındırıldı ve devasa savaş tazminatları bağlandı.
Saint-Germain Antlaşması 10 Eylül 1919 Avusturya Habsburg İmparatorluğu dağıtıldı; Avusturya'nın Almanya ile birleşmesi (Anschluss) kesin olarak yasaklandı; Çekoslovakya ve Polonya bağımsız oldu.
Neuilly Antlaşması 27 Kasım 1919 Bulgaristan Batı Trakya Yunanistan'a bırakılarak Bulgaristan'ın Ege Denizi ile olan doğrudan bağlantısı tamamen kesildi; ordu mevcudu sınırlandırıldı.
Trianon Antlaşması 4 Haziran 1920 Macaristan Tarihi Macar topraklarının yaklaşık üçte ikisi Romanya, Çekoslovakya ve Yugoslavya arasında paylaştırıldı; milyonlarca Macar azınlık durumuna düştü.
Sevr ve Lozan Antlaşmaları 10 Ağustos 1920 / 24 Temmuz 1923 Osmanlı Devleti / Türkiye Sevr ile planlanan parçalanma ve manda yönetimi Türk İstiklal Harbi ile yırtılmış; Lozan Antlaşması ile modern Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları tescillenmiştir.

Orta Doğu cephesinde ise İngiltere ve Fransa, savaş sırasında gizlice akdettikleri Sykes-Picot Anlaşması'nı Milletler Cemiyeti mandası kılıfı altında hayata geçirmiştir. Osmanlı egemenliğinden koparılan topraklarda cetvelle çizilen yapay sınırlar; Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin manda yönetimlerini ortaya çıkarmıştır. Etnik, mezhepsel ve kabile gerçekliklerini göz ardı eden bu yapay harita, günümüze kadar kesintisiz devam eden Orta Doğu istikrarsızlığının ve sınır çatışmalarının birincil kaynağı olmuştur.

Dönemin ünlü iktisatçısı John Maynard Keynes, Versailles Antlaşması'nın getirdiği ekonomik ve siyasi yıkımı bizzat müzakere heyetinde gördükten sonra istifa etmiş ve kaleme aldığı tarihi metinde şu sarsıcı uyarıyı yapmıştır:

"Eğer biz bilerek ve isteyerek Orta Avrupa'yı yoksulluğa mahkûm etmeyi hedeflersek, intikamın gecikmeyeceğini kestirmek için kâhin olmaya gerek yoktur. Uygar toplumun tüm bağlarını koparan bu adaletsizlik, uygarlığın kendisini ve nihayetinde galip gelenleri de yutacak nihai bir hesaplaşmaya yol açacaktır."

Milletler Cemiyeti Neden Kuruldu ve Barışı Korumakta Neden Yetersiz Kaldı?

Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam), 1. Dünya Savaşı'nın yol açtığı küresel insani ve maddi yıkımın bir daha tekrarlanmaması amacıyla, uluslararası anlaşmazlıkları silahlı çatışma yerine kolektif güvenlik ve diplomasi yoluyla çözmek için 1920 yılında kurulmuştur. ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın 14 İlkesi doğrultusunda Paris Barış Konferansı'nda temelleri atılan bu teşkilat, insanlık tarihinin ilk evrensel barış örgütüdür. Hedef; sınır ihlallerine ve haksız saldırılara karşı tüm üyelerin ortak yaptırım uygulayacağı caydırıcı bir uluslararası sistem kurmaktı.

Ancak örgüt, doğum anından itibaren aşamadığı yapısal ve siyasi zayıflıkların esiri olmuştur. Teşkilatın fikir babası olan ABD, Senato'nun onay vermemesi ve geleneksel Monroe Doktrini gereği Avrupa meselelerine karışmama (izolasyonizm) politikasına dönmesi nedeniyle cemiyete hiçbir zaman üye olmamıştır. Bu durum, cemiyeti baştan itibaren İngiltere ve Fransa'nın kendi emperyalist çıkarlarını ve Versailles statükosunu koruma mekanizmasına dönüştürmüştür.

Milletler Cemiyeti'nin nihai başarısızlığını mühürleyen en kritik etken, kendisine ait bağımsız bir askeri yaptırım gücünün bulunmaması ve kararlarda aranan oy birliği kuralıdır. Güçlü bir devlet saldırganlık sergilediğinde cemiyet sadece kınama veya etkisiz ekonomik boykot kararları alabilmiştir. Nitekim 1930'lu yıllarda Japonya'nın Mançurya'yı işgali, İtalya'nın Habeşistan'a saldırısı ve Hitler Almanyası'nın Versay zincirlerini kırarak Ren bölgesini silahlandırması karşısında örgüt tamamen felç olmuş; neticede 2. Dünya Savaşı'nın çıkışını engelleyememiştir.

Savaş Sonrası Küresel Ekonomide Hangi Köklü Dönüşümler Gerçekleşti?

Savaş sonrası dönemde dünya ekonomisi, Avrupa'nın küresel sermaye ve finans merkezi olma konumunu kaybetmesi, devasa savaş borçları ve Amerika Birleşik Devletleri'nin dünyanın en büyük kreditörü ve sanayi devi olarak sahneye çıkmasıyla köklü bir eksen kayması yaşamıştır. 1914 öncesinde dünyanın bankası konumunda bulunan İngiltere ve Fransa, savaşı finanse edebilmek için rezervlerini tüketmiş, dış varlıklarını satmış ve New York finans piyasalarına ağır biçimde borçlanmıştır. Böylece 19. yüzyılın Londra merkezli finansal hegemonyası yerini Wall Street merkezli bir Amerikan üstünlüğüne terk etmiştir.

Savaşın ekonomi üzerindeki en doğrudan tahribatı ulusal para birimlerinin istikrarında görülmüştür. Çatışan taraflar savaşı finanse etmek amacıyla 19. yüzyıl refahının temelini oluşturan klasik altın standardı sistemini askıya almış ve karşılıksız devasa miktarlarda kâğıt para basmıştır. Bu durum, savaş sonrasında dünya genelinde kontrol edilemeyen enflasyon dalgalarına, para birimlerinin değer kaybetmesine ve özellikle Orta Avrupa'da tarihte eşi benzeri görülmemiş bir hiperenflasyon felaketine yol açmıştır.

Savaş sonrasında ulusal ekonomilerin yeniden yapılanma sürecinde karşılaştığı temel iktisadi güçlükler şu ana başlıklar altında toplanmaktadır:

  • Uluslararası Borç ve Tazminat Çıkmazı: Almanya'ya yüklenen ağır tazminatlar ile müttefiklerin birbirine ve özellikle ABD'ye olan savaş borçları, uluslararası likidite akışını tıkayan bir borç sarmalı yaratmıştır.
  • Sanayide Barış Dönemine Geçiş Krizi: Dört yıl boyunca top, tüfek, mühimmat ve askeri teçhizat üretimine odaklanan ağır sanayi kuruluşları; barışın gelmesiyle birlikte sivil tüketime geçişte atıl kapasite, fabrika kapanmaları ve kitlesel işsizlikle yüzleşmiştir.
  • Tarımsal Üretim Fazlası ve Fiyat Çöküşleri: Avrupa cephelerindeyken tarımsal açığı kapatmak için Kuzey ve Güney Amerika'da aşırı genişletilen tarım arazileri, Avrupa tarımının yeniden canlanmasıyla küresel arz fazlası yaratmış ve dünya tahıl fiyatlarını dibe çekmiştir.
  • Gümrük Duvarları ve Korumacılık: Savaşın ardından kurulan çok sayıda yeni ulus devlet, kendi kırılgan iç piyasalarını korumak amacıyla yüksek gümrük tarifeleri ve kotalar uygulamış; bu da küresel ticaret hacminin sert biçimde daralmasına neden olmuştur.

Weimar Almanyası'nda 1923 yılında yaşanan hiperenflasyon, bu ekonomik çöküşün en somut ve dramatik örneğidir. Alman markının değeri o denli sıfırlanmıştır ki, bir somun ekmek alabilmek için el arabaları dolusu para gerekmiş; bu yıkım Alman orta sınıfının tüm birikimlerini eriterek toplumsal yapıyı radikal ideolojilerin kucağına itmiştir.

1. Dünya Savaşı 1929 Büyük Buhranı'nı ve Aşırı İdeolojileri Nasıl Tetikledi?

1. Dünya Savaşı'nın geride bıraktığı çarpık finansman mimarisi ve çözümsüz bırakılan borç-tazminat döngüsü, 1929 yılında New York borsasında patlak veren Büyük Buhran'ın ve 1930'lu yılların totaliter faşist rejimlerinin doğrudan hazırlayıcısı olmuştur. Savaş sonrası uluslararası finans sistemi pamuk ipliğine bağlı bir mekanizmayla işletilmekteydi: Amerikan bankaları Dawes Planı çerçevesinde Almanya'ya kısa vadeli krediler veriyor, Almanya bu parayla İngiltere ve Fransa'ya savaş tazminatı ödüyor, İngiltere ve Fransa ise aldıkları bu parayı ABD hazinesine olan savaş borçlarını kapatmak için New York'a geri gönderiyordu.

Ekim 1929'da Wall Street çöktüğünde ve Amerikan bankaları Avrupa'daki kısa vadeli fonlarını panik hâlinde geri çektiğinde, bu yapay çark bir anda kilitlenmiştir. Kredilerin kesilmesiyle Almanya ve Avusturya bankaları iflas etmiş, sanayi üretimi durma noktasına gelmiş ve dünya genelinde 30 milyonu aşkın insan işsiz kalmıştır. İktisadi liberalizmin ve serbest piyasa mekanizmasının kitleleri açlığa sürüklediği algısı, parlamenter demokrasilere duyulan güveni yerle bir etmiştir.

Bu derin ekonomik çöküş ve savaşın bıraktığı milli aşağılanma duygusu, Avrupa'da aşırı sağ ve totaliter akımların hızla iktidara yürümesine zemin hazırlamıştır. İtalya'da savaşta galip gelmesine rağmen hakkını alamadığını savunan Benito Mussolini'nin Ulusal Faşist Partisi henüz 1922'de iktidarı ele geçirmişti. Almanya'da ise Versailles'ın yarattığı aşağılanmayı ve 1929 buhranının getirdiği kitlesel sefaleti ustalıkla istismar eden Adolf Hitler ve Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP), 1933 yılında demokratik seçimlerin ardından totaliter bir diktatörlük kurarak dünyayı 2. Dünya Savaşı'na sürüklemiştir.

Sonuç: 1. Dünya Savaşı'nın Modern Dünyaya Mirası

1. Dünya Savaşı, 20. yüzyılın sadece başlangıç trajedisi değil; sınırlarıyla, kurumlarıyla, ekonomik krizleriyle ve ideolojik çatışmalarıyla bugünkü modern dünyayı doğrudan doğuran ana rahmidir. Dört yıl süren topyekûn çatışma; imparatorluklar düzenini yıkıp yerine ulus devletleri geçirmiş, monarşileri tasfiye etmiş ve küresel ekonomik üstünlüğü kesin olarak Avrupa'dan Amerika Birleşik Devletleri'ne devretmiştir. Ancak galiplerin mağlup devletlere dayattığı intikamcı barış antlaşmaları ve kurulamayan adil ekonomik düzen, 1. Dünya Savaşı'nı bitirmemiş; yalnızca yirmi yıllık kırılgan bir ateşkese dönüştürmüştür.

Sık Sorulan Sorular

1. Dünya Savaşı'nın ardından hangi yeni devletler kuruldu?

1. Dünya Savaşı sonrasında çöken imparatorlukların topraklarında Türkiye Cumhuriyeti, Polonya, Çekoslovakya, Avusturya, Macaristan, Finlandiya, Estonya, Letonya, Litvanya ve Yugoslavya (Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı) kurulmuştur. Ayrıca Orta Doğu'da Irak, Suriye, Ürdün ve Lübnan gibi manda yönetimiyle idare edilen yapay devlet sınırları ortaya çıkmıştır.

1. Dünya Savaşı dünya ekonomik dengesini ABD lehine nasıl değiştirdi?

Avrupalı güçler savaş harcamaları nedeniyle altın rezervlerini tüketip ağır borç altına girerken, savaşa geç katılan ve toprakları fiziki yıkıma uğramayan ABD, savaşa mühimmat ve hammadde sağlayarak dünyanın en büyük alacaklı devleti konumuna yükselmiştir. Savaşın ardından New York Borsası Londra'nın yerini alarak uluslararası finansın tartışmasız lideri hâline gelmiştir.

Versailles Antlaşması 2. Dünya Savaşı'na nasıl zemin hazırladı?

Versailles Antlaşması, Almanya'yı ağır toprak kayıplarına, ordu kısıtlamalarına ve ödenmesi imkânsız savaş tazminatlarına mahkûm ederek Alman toplumunda derin bir adaletsizlik ve intikam duygusu (revanchism) doğurmuştur. 1929 Büyük Buhranı ile birleşen bu ulusal onur kırıklığı, Adolf Hitler'in saldırgan nasyonal sosyalist ideolojisinin demokratik yollarla kitlesel destek bulmasını sağlamıştır.

Savaş sonrasında hiperenflasyon neden ortaya çıktı?

Savaşa katılan devletler olağanüstü askeri masrafları vergilerle karşılayamayınca altın karşılığı bulunmayan karşılıksız kâğıt paralar basmış ve altın standardından çıkmıştır. Savaş sonrasında piyasadaki bu aşırı para arzı tüketim mallarının kıtlığı ve özellikle Almanya örneğinde savaş tazminatlarının ödenememesiyle birleşince para birimleri hızla değerini yitirerek hiperenflasyona dönüşmüştür.

Kaynaklar

  • Hobsbawm, Eric. Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı. Çeviren: Yavuz Alogan. İstanbul: Sarmal Yayınevi, 1996.
  • Keynes, John Maynard. The Economic Consequences of the Peace. London: Macmillan and Co., 1919.
  • Fromkin, David. Barışa Son Veren Barış: Modern Ortadoğu Nasıl Kuruldu? (1914-1922). Çeviren: Çetin Şan. İstanbul: Epsilon Yayınları, 2004.
  • Kindleberger, Charles P. Cinnet, Panik ve Çöküş: Mali Krizler Tarihi. Çeviren: Halil Nadaroğlu. İstanbul: Literatür Yayıncılık, 2008.
  • Zürcher, Erik Jan. Modernleşen Türkiye'nin Tarihi. Çeviren: Yasemin Saner Gönen. İstanbul: İletişim Yayınları, 2000.
  • MacMillan, Margaret. Paris 1919: Six Months That Changed the World. New York: Random House, 2002.

İleri Okuma

  • Tooze, Adam. The Deluge: The Great War, America and the Remaking of the Global Order, 1916-1931. New York: Penguin Books, 2014.
  • Ferguson, Niall. Savaşın Hazin Halleri (The Pity of War: Explaining World War I). New York: Basic Books, 1999.
  • Sander, Oral. Siyasi Tarih: İlkçağlardan 1918'e / 1918-1994. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 2006.